31/12/2008 ·























 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

4/10/2007 ·

12/2/2007 - AŞK

Aşk

Tanımaz asla hiçbir ırk, hiçbir sınıf
Girince tene, fırtına koparır aşk
Anlık çıkagelir, bulmaz hiçbir kılıf
Girince tine, hoplatır kişiyi aşk

Kişinin dünyasını, bir başka kılar
Aşık olan aşkını, ruhuna yayar
Tüm bedende oluşur, farklı bir ayar
Keser kişinin ayağını, yerden aşk

Duygu fırtınası, estirir insanda
Karşı durur dünyaya, olur isyanda
Böyle güzel bir haz; olmaz ki cihanda
Göklere uçurur insanı; her an aşk

Aldırmaz söylemlere, yürür kararlı
Aşk bedende sönmeyen, yakıcı harlı
Aşık, aşkına karşı, sonsuzca duyarlı
Merkezci tavır yaratır, her yerde aşk

Nevcivanı bitmez ki aşık olanın
Od olup ta yakar aşk ile dolanın
Çevrimine girer, aşık; her cananın
Pervane gibi, döner yörüngede aşk

Bulunmaz ki kainatta hiçbir şey tek
Bir bütün oluşturur, kadın ve erkek
Kendisinde olmayan şeye yönelmek
Eksik olanı giderebilmektir aşk

Vücudun şehrine, girip de çıkmayan
Yaşam boyu, sevip de yardan bıkmayan
Zamanım’a zar çektirip ağlatmayan
Gönülden gönüle girebilmeli aşk

Yorum (0) :: Bağlantı

12/2/2007 - serseri aşık

                                             

Serseri Aşık..

Ne bir sevdalı aşık,
Ne kendinle barışık,
Serseri mayın misali,
Nerde ne zaman patlar kim bilir?

Çağlayan şelale misali,
Yüreğimden sevda akıyor,
Akmasına akıyor da sevda,
Aktıkça beni yakıyor..

Neyim ben kimim?
Serseri bir aşıktan başka,
Kendinle olmamış barışık,
Yaşamım karma karışık..

Sahildeki dalgalar misali,
Bir biri ardına geliyor
Hayatın darbeleri,
Dayan dayanabilirsen..

Kimim ben?
Serseri bir aşıktan başka..
Aşkta aşk olsa,
Kim sever seni?

Kim bakar sana,
Bu serseri halinle?
Kim aşık olur sana?
Söyle kim? Kandırma kendini…

Savrulan yapraklar misali,
Her birimiz bir yana,
Rüzgarın nerden geldiği,
Belli değil nasıl estiği…

Bir bakmışsın poyraz,
Bir bakmışsın lodos,
Alabora olmuşsun birden,
Sevildiğini düşünerek..!

Oysa kim bakar sana?
Kim aşık olur?

Yorum (0) :: Bağlantı

12/2/2007 - aşka dair şiirler

 

AşKA DAİR YAZILAN ŞİİRLER

Eyyy ŞAİRLER
AŞK ADAMLARI
HANGİMİZ YAZMADIKKİ AŞKA DAİR BİR ŞİİR
HANGİMİZ YAŞAMADIKKİ AŞK DENEN İLLETİ
SAKIN BANA AŞK GÜZELDİR DEME
KAÇIMIZ MUTLU OLDUKİ SONUNDA
AŞK ACISI DEĞİLMİ BU ŞİİRLERİ YAZDIRAN
BİRAZDA KISA SÜREN SARHOŞLUĞU

NE ÇOK AŞK ADINA ŞİİR VAR
HER BİRİ BİRBİRİNDEN FARKLI
TEK ORTAK YANLARI
SANKİ SONLARI
ACI
ÜZÜNTÜ
VE
AYRILIK

ŞAİR AŞK İÇİN YAZDIĞI KADAR
AYRILIK İÇİNDE YAZIYOR,PARÇALANMIŞ YÜREĞİYLE
KALP AĞRISI KALEMİNE VURUYOR
ODA SAYFALARA
HINCINI ÇIKARIYOR O BEYAZ SAYFALARDAN
SANKİ İNTİKAM ALIYOR

“ LANET OLSUN SANA
NEDEN KARŞIMA ÇIKTINKİ
ALLAH BELANI VERSİN “

AŞK VE AYRILIK

EĞER AŞIKSAN BOŞVER BU ŞİİRİ
AŞKIN SONUNU BULUP EVLENDİYSEN..YENGEYE SELAM
AŞIK OLUP AYRILDIYSAN
ACI ÇEKİYORSAN
YAZ BE Bİ ŞİİR SENDE,
SEN NE İLKSİN
NEDE SON OLACAKSIN
GEÇMİŞ OLSUN

Yorum (0) :: Bağlantı

12/2/2007 - Aşk Yolu

Aşk Yolu

 

AŞK YOLU


Bu yol kılıçtan keskin,
Bu yol karmakarışık...
Bu yolda yolcu bitkin,
Tüm yolcular sıkışık! ..


Bu yolda maşuk çiçek,
Bu yolda aşık köpek!
Bu yolda sevgi ekek,
Sevgiden sevda biçek...


Sen kaptan bense gemi...
Ferman senin su benim!
İstersen kır dümeni,
Baş senin ayak BENİM! ..


Düşürmüşsün bir kere;
Çiğneyip at istersen!
Bak senin yerin nere!
Korkma kalbim göstersem...

Yorum (0) :: Bağlantı

12/2/2007 - Aşk Nedir

                                                                    

Aşk Nedir

Uykulu gözleri uykudan bezdiren
Mecnun olmayanı çölde gezdiren
Şair olmayana şiir yazdıran
AŞK işte o dur, AŞK o dur.

Ferhat olmayana dağlar yardıran
Aşık olmayana sazlar çaldıran
Bazen ağlatan, bazen güldüren
AŞK işte o dur, AŞK o dur.

Sakin sakin durur iken coşturan
Aşılmaz engelleri aştıran
Hep yare, yare doğru koşturan
AŞK işte o dur, AŞK o dur.

Mustafa'm kısa keselim, yetişir
Aşık olanın kalbi yanar tutuşur
Anlayana bu tarifler yetişir
AŞK işte o dur, AŞK o dur.

4/10/2007 ·

aşk

6/2/2007 - HaYaT SeNiNLe GüZeL GiZeMiM AşKıM BiTaNeM


AŞK bir yıl sürer
SEVGİ bir ömür

AŞK gözünde büyütür
SEVGİ razı olur

AŞK aldatır
SEVGİ ikna eder

AŞK (aşık) kıskanır
SEVGİ (sevgili) güvenir

AŞK seni de onu da ikiye böler
SEVGİ ikinizi bir eder

AŞK zehir gibidir
SEVGİ ilaç

AŞK ay gibidir hep bir karanlık yüzü var senden gizlenen
SEVGİ güneş gibidir hep sana bakar içini ısıtır

AŞK gider (isteyince)
SEVGİ kalır (isteyerek)

AŞK çeker, ezer, cesaret kırar
SEVGİ iter, teşvik eder, yüreklendirir.

AŞK ise; o senin için hedeftir
SEVGİ ise; ikiniz de aynı hedefe koşan oklarsınız.

4/9/2007 ·

2/9/2007 ·

          

 

 

 

 

 

 

En hayırlı genç nasıl olur?
Bir hadis-i şerifte, en hayırlı gencin özellikleri nasıl anlatılıyor? Bir gencin Allah’ın hoşnutluğunu kazanması hangi hususlara bağlıdır?

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Gençlerinizin en hayırlısı, (sefahetten uzak durmakta ve temkinli davranmakta) ihtiyarlara benzeyendir. Yaşlılarınızın en fenası ise, (başını gaflete sokmakta ve nefsinin arzularına uymakta heva perest) gençler gibi yaşayandır.” buyurmuştur. Bu itibarla, ister kadın ister erkek en hayırlı genç, bir ayağı kabirde yaşlı bir insan edasıyla sürekli ölümü ve ölüm ötesini düşünen, âhiretine azık tedarik etmek için çalışıp didinen, gençlik heveslerine esir olmayan ve gaflette boğulmayan gençtir. O, nefsânîliğin en azgın olduğu dönemlerde bile, öteler iştiyakıyla coşup cismanî arzularını gemleyebilmiş, kulluğu tabiatının bir derinliği haline getirmiş ve kendisini Hakk’ın yoluna vermiş bir adanmış ruhtur.

Yaşı açısından daha küçücük bir çocuk iken, Allah Teâlâ’nın hususî lütuflarına mazhar olan ve kendisine hikmet verilen Hazreti Yahya (aleyhisselam) bu yiğitler için en güzel örneklerden birisidir. Rivâyete göre; yaşıtı olan çocuklar, “Yahya, gel, sen de bize katıl; beraberce oynayalım!” dedikleri zaman, “Ben, oyun için yaratılmadım” diyen Aziz Nebî, oynamak çocukların şiarı olmasına rağmen, kendisi daha o yaşta hilkatin gayesini kavramıştı.

İşte, en hayırlı genç, Hazreti Yahya gibi, daha hayatının ilkbaharında, kulluğunun farkına varıp dünya misafirhanesini ebedî saadetin kapısını açmak için bir vesile olarak değerlendiren delikanlıdır. Genç, iman gücüyle şahlanıp iradesinin hakkını vererek nefsanî arzularını sınırlayabilen, her gün birkaç defa kendini hesaba çekerek davranışlarını kontrol altına alabilen, silkinip gönül dünyasında dirilerek gerçekten var olduğunu ortaya koyabilen, en ulvî hislerle mamur ettiği gönlünü fizik ötesi âlemlere de açık hale getirendir.

***

Hakk’ın mahbubu tövbekâr genç

Bir genç hiç mi sürçmez, hiç mi düşmez, hiç mi günaha girmez? Tabii ki, en hayırlı genç de kimi zaman kayıp düşebilir. Zaman zaman tökezlemek, ara sıra sürçmek, yer yer devrilmek ve bazen şeytana aldanıp bir günah çukuruna düşmek nebîler haricinde her insan için söz konusudur. Ne var ki, iyiliğe kilitlenmiş bir yiğit, daha günaha kapaklandığı ilk anda seccadesine koşar, cürmüne hiç hayat hakkı tanımaz, onu hemen tevbe ile boğar ve en kısa sürede namaz, oruç, hac, sadaka, iman hizmetine müteallik meşguliyetler gibi salih ameller vesilesiyle günah kirlerinden arınır. Gençlikteki ibadetlerin Hak katında daha sevimli olduğunu belirten Hazreti Sadık u Masdûk Efendimiz, “Tevbe güzeldir; fakat gençlerde olursa daha güzeldir; Allah tevbe eden genci sever.” buyurmuştur.


Mum ışığıyla terbiye olan Damat Efendi

Mecmau’l-Enhur fi Şerhi Mülteka’l-Ebhur eserinin sahibi Muhammed b. Süleyman, “Damat Efendi” lakabıyla meşhur olmuştur. Çünkü, bu iffet âbidesi, talebelik döneminde bir gece yarısı, mum ışığı altında ders çalışmaktadır. İlmî mütâlaalara daldığı bir esnada kapısı çalınır. O vakitte birinin gelmesinin hasıl ettiği hayret ve misafirin kimliği hakkındaki merakla hemen kapıyı açar. Karşısında genç ve güzel bir kızcağız durmaktadır. Misafir, yolunu kaybettiğini ve etrafta başka bir ışık göremediği için onun kapısını çalmaya mecbur kaldığını söyler. Genç talebe, misafirini geri çeviremez, onu gece karanlığına ve sokağın soğuğuna terk edemez, çaresizce kızı içeri alır. Ona oturup dinlenebileceği bir köşe gösterdikten sonra da sabaha kadar dersine çalışmaya devam eder. Utangaç ve gizli-saklı nazarlarla onu seyreden kızcağız, bu iffetli talebenin bir haline taaccüb eder; genç, arada bir parmağını önünde yanan mumun alevine tutmakta ve bir müddet öylece bekledikten sonra geri çekmektedir.

Gün ışıdıktan sonra genç kız oradan ayrılıp evine döner. Halkın yardımıyla yolunu bularak ulaştığı ev, Osmanlı vezirlerinden birinin sarayıdır; bu genç kız da, o vezirin kerimesidir. Saray halkı, ona geceyi nerede ve nasıl geçirdiğini merakla sorarlar. Genç kız başından geçenleri, gördüklerini ve hususiyle de kendisini misafir eden talebenin tuhaf halini bir bir anlatır. Vezir, kızına yardım eden o genci sarayına davet eder ve niçin sabaha kadar elini yanan mumun üzerinde tuttuğunu ve elinin yanmasına sebep olduğunu sorar. Yusuf yüzlü genç, “Yolunu kaybettiği için kapımı çalan bir misafiri dışarıda bırakamazdım; bu sebeple onu kulübeme aldım. Şeytan beni kandırmaya yeltendiğinde, parmağımı ateşe tutarak, nefsime cehennem azabını hatırlattım ve böylece yanlış bir şey yapmaktan kurtuldum.”

Vezirin çok hoşuna giden ve teklifi kabul ederek o kızcağızla evlendikten sonra da “Damat Efendi” olarak anılagelen Muhammed b. Süleyman gibi bir hayat yaşayabilenlere ne mutlu.

« Önceki ::




Simli Resim
a target=_blank href='http://www.yukle.tc'>